“Sussam gönül razı değil söylesem tesiri yok…!” diye düşünmeyiz.. O nedenle yazmaya ve eleştirmeye devam edeceğiz. Bazen konulara balıklama dalarak bazen örneklerle bazen da hikâyelerle eleştirilerimizi gündeme getireceğiz. Asla susmayacağız…! Bugün menü de önce tespit sonra da hikâye var.
Sadri Şener’in kongre kararı almasından tutunda yönetimin oluşturulma şekline, yapılan transferlere, sportif direktörün zamanlamasına, personel yapısının şişirilmesine, ekonominin çok ama çok kötü yönetilmesine, transferde belli isimlere ısrarla yönelinmesine kadar çok sayıda yanlış var ve bunlara eleştirimizi yaptık/yapmaya da devam edeceğiz. Ancaaak…!
Evet,“ancak” çok sihirli kelime içinde fazla şey barındırıyor. Barındırıyor barındırmasına da gidişat ne olacak? Yanlışlarına rağmen yönetimi savunacak değiliz. Onlarında savunulacak icraatları yok. Bizim itirazımız Trabzonspor üzerinden bazı hesaplaşmaların yapılmaya devam etmesinedir. Trabzonspor ortak sevdamız anlayışından çıkartılarak hesaplaşmanın merkezine oturtulmasınadır.
Bugün mevcut yönetimde yer alanları geçmiştekiler, yarın yönetimde olanları da bugünküler aynı kefeye koyup hesaplaşma içine giderlerse ne olacak? Merkezindeki Trabzonspor’un durumunu değerlendiren var mı? Trabzonspor’a en büyük zararı çok açık söylüyorum ne transferdeki eksiklikler, ne personel yapısının şişirilmesi ne ekonominin kötü yönetilmesi vermeyecek! Trabzonspor’a en büyük darbeyi vuracak ve tarih önünde sendeletecek olan hesaplaşmalar olacaktır.
Sadri Şener (Ki bu şartlarda başkanlık ömrü uzun değil her an dönmemek üzere istifa edebilir) ya da bir başkası fark etmez. Genel kurulun yetki verdiği kişi kulübü yönetebilir. Ancak nasıl yönetti diye eleştiriden çok sorgulama ve karalamaya mesele taşınırsa hiç kimse icraat yapamaz. Derdimiz kişilerle değil..! Görüntü gayet açık…! Trabzonspor bu hesaplaşmaların kurbanı olmaya devam edecek. Ne kadar ayakta kalır orası meçhul..! Meseleyi anlayana derin mana ifade eden bir hikaye ile noktalandıralım…!
Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar. İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için. Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan içi içine sığmaz artık ve anlar ki, Suya aşık olmuştur. İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar, "Sırf senin hatırın için su" diye… Öyle zaman gelir ki artık su da içinde çiçeğe karşı bir şeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki, çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.
Günler ve aylar birbirini kovalar ve çiçek acaba "Su beni seviyor mu?" diye düşünmeye başlar. Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle… Hâlbuki çiçek, alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz. Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek yine "Seni seviyorum" der. Su, "Ben de" der. Çiçek sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler…
Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum" der. Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." der ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek… Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine… Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla başını döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır nedir sorun diyeDoktor gelir ve muayene eder çiçeği Sonra şöyle der doktor; "Hastanın durumu ümitsiz artık elimizden bir şey gelmez."
Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık nedir diye sorar doktora. Doktor, şöyle bir bakar suya ve der ki; "Çiçeğin bir hastalığı yok dostum Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der. Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece "Seni seviyorum" demek yetmemektedir…
Hikaye de başlık da yukarı da..! İsteyen istediği yere çeksin uzatsın ama ne olur sorumlular anlasın...!