Trabzonsporlu oyuncuların eline 1 yıl içinde geçmeyecek fırsattır Antalyaspor maçı.
Bir yılın en kolay hesabını verebilecekleri maçtır Antalyaspor maçı.
Gurbetteki Trabzonsporluların 3 büyük takım taraftarı karşısındaki As kozudur Antalyaspor maçı
Camianın başının dik olmasını sağlayacak olan maçtır Antalyaspor maçı.
Avrupa’da boy gösterebilmenin sebebidir Antalyaspor maçı.
Transfer masasına oturduklarında taleplerin arttırabileceği maçtır Antalyaspor maçı. Kupalarla dolu müzede 2010 yılının boş geçilmemesinin göstergesidir Antalyaspor maçı,
Velhasıl 1 yıllık emeğin, yapılanların özetidir Antalyaspor maçı..!
Antalyaspor maçı finale giden yolda son adım. Bu son adım bir yıl içinde sarf edilen adımlarının toplamının yarısı kadar değerlidir. Bu adımın sağlam ve beklenildiği şekilde atılması yıl içindeki hesapların hesaplaşmadan çıkacağının göstergesi olacaktır. Muhalefetin yönetimi hedef tahtasına oturtması, saldırmasının önündeki en büyük engeli son adım olacaktır. Kupanın Trabzonspor’a kazandırılması ise başarılı bir yılın ödülü olarak ortaya konulacaktır.
Halk arasında anlatılan güzel bir çömlek hikâyesi vardır. Bu hikâyeye göre bir çömlek ustası çırağına bütün hünerlerini öğretmiş yalnızca çömlekteki havayı çıkarmak için bir ince kamışla “püf” demek (üflemek) gerektiğini öğretmemiş. Ustasından her şeyi öğrendiğini sanan çırak, ustasının dükkânının karşısına kendi dükkânını açmış. Ancak fırına sürdüğü bütün çömlekler çatlıyormuş. Bir türlü sağlam çömlek yapamayan çırak iflas ettikten sonra öğrenmiş ki işin püf noktası; çömleği fırına sürmeden önce çömleğin içindeki havanın boşaltılması için “püf” denmesiymiş.
Trabzonspor’u yönetenler ve uygulayıcıları çömlekçi çırağının düştüğü hataya düşmeden başarının püf noktalarını öğrenmeleri gerekir. Şu andaki mali tablo içinde püf noktası da kupadır.
Tutanı görünce atana yanmamak elde mi?
Trabzonspor tarihinin şanlı dönemlerinin mimarlarından olan Ahmet Suat Özyazıcı’nın tarihe geçen şu sözleri çok önemlidir. “Bir takımın atanı ve tutanı iyi olduğunda başarı kaçınılmaz olur.” Başarıya giden yolda atan ve tutan..! Trabzonspor’un 70’li yıllardaki başarısının temeli atanın ve tutanın fonksiyonuna bağlıydı. Şenol Güneş’in o gün ki performansı etkindi. Atan da, takım da önemliydi elbette. Bir gol atıldı mı maçın kazanılacağı yüzde 99 kesindi. Çünkü atana, tutana, takıma güven çok fazlaydı.
O günlerden sonra atan ve tutanı aynı anda takımda görmek mümkün olmadı.! Bazen atan iyi çıktı bazen tutan. Paff’ı da gördük, Şota’yı da..! Ama ikisini bir arada göremedik. Tıpkı bugün ki gibi. Trabzonspor özellikle ligin ikinci yarısında pozisyon zengini. Her maç rakibine oranla 2 ya da 3 kat daha fazla pozisyona giriyor ancak atanı iyi olmadığı için sorun yaşıyor. Atanı iyi olsaydı emin olun bugün zirve ateşinin tam içindeydi. Hatta bir adım daha önde olma şansı da vardı.
Yine tarihe yolculuk yapalım; şampiyonluk yılları soyunma odası ve sahaya çıkacak kadro kara tahtaya yazılıyor. Teknik direktör malzemeciyi çağırıp ben 10 kişiyi yazdım sen de birini yaz ve kadro 11 kişi olsun diyor. Malzemeci bakıyor ki kaleci yok..! Malzemeci de eline tebeşiri alıp Şenol yazıyordu. Bugün Onur’un durumu da çok farklı değil. Şımarmadan yoluna çok çalışarak devam ederse Trabzonspor’un yıllarca tutana ihtiyacı olamayacak.
Yine şampiyonluk yılları; Suat hoca elinde tebeşir kadroyu yazıyor ve malzemeci Mehmet’e 10 kişiye bir kişi daha ilave etmesini istiyor. Kara tahtaya bakan malzemeci bu kez Ali Kemal’in ismini görmüyor ve hemen yazıyor. O zaman atan da mükemmel. Yakaladığında hemen işi bitiriyor. Ancak bugün aynı şeyi söylemek mümkün mü? Atan bölümü boş bırakılsa kimi yazarsan fark etmiyor. Çünkü sadece “atan” bölümünü doldurmak için yazılıyor.
Trabzonspor’un önümüzdeki yıl başarılı olması için kesinlikle etkili ve yetkili “atan” oyuncuya ihtiyacı var. Tutanı bulmuşken atanı da bulmak yönetime beş vakit namaz gibi farz. Yıllar sonra hem atan hem de tutanı iyi olduğunda Ahmet Suat Özyazıcı’nın dediği gibi başarı kaçınılmaz olur. Yeter ki kara tahta boş bırakıldığında malzemeci düşünmeden atanın ismini oraya yazsın.