Dünya kupasını seyreden herkes gollerden sonra oyuncuların inançlarını gösteren hareketlerle karşılaşıyor. Bugüne kadar gollerle birlikte önemli pozisyonların ardında dahi sporcular istavroz çıkartmakta hiçbir sakınca görmüyor. Ve bu FİFA tarafından gündeme dahi getirilmiyor. Oysa oyuncular teşekkür ya da şükür diye yaptıkları istavrozla milyarlarca insanın gözünün içine baka, baka misyonerlik yapıyor. Kupayı seyreden milyarlarca Müslüman genç idol olarak gördükleri oyuncuların dini hareketleri karşısında etkileniyor. Sadece dünya kupası değil önemli kupa ve maçlarda oyuncuların istavroz çıkartması sorun olarak görülmüyor.
Futbola bakış açısının belli olduğu Müslüman ülkelerde ihraç edilen oyuncular, gittikleri ülkelerin kültürleriyle birlikte dilleri ve dinleriyle haşır neşir oluyorlar. İslamiyet’te istavroz gibi gösterişli bir metot olmadığı için sadece ellerini havaya açıp dua ediyorlar. Saha içinde secdeye kapılan veya dua eden futbolculara hangi gözle bakıldığı ortada. Emin olun Müslüman sporcular, Hıristiyanların onda biri kadar dini motif kullansa dünya ayağa kalkar FİFA acil olarak duruma müdahale eder. Misyonerlik yapıp dini spora alet ediyorlar diye… Ve adımızda üçüncü dünya ülkesiyle birlikte yobaza çıkar.
Irkçılık kadar tehlikeli olan bu görüntülere FİFA’nın acil olarak müdahale etmesi lazım. Lazım ama ciğeri kediye teslim etmek gibi bir şey bu. Zaten FİFA’nın üyeleri misyonerlik faaliyetleriyle ünlü istavrozcu ülkelerden..! Milyarlarca dolarlık ekonomik güçleriyle fakir ülkelerde misyonerlik yapanların emeğini, hizmetini bilişim çağında teknolojiyi de kullanarak oyuncular yapıyor. Buna dur demesi gerekenlerde sessiz.
Türkiye’de de oynayan istavrozcular bunu uygulamaktan beis görmüyorlar. Gol attıktan sonra sahaya girerken-çıkarken, pozisyon üretirken her zaman istavroz çıkarıyorlar. Trabzonspor’la bunun ne alakası var! Çok hem de çok… Trabzonspor’da da her dönem yöneticilerin felsefe ve değerlerine göre oyuncu seçimi olmuştur. Kimi gelmiş din eksenli oyuncuları kulübe doldurmuş kimi bu eksendeki oyuncu gurubunu uzaklaştırmak için ciddi mücadele etmiştir. Bir başka yönetici gurubu gelmiş din ya da başka motiflere bakmadan kadroyu şekillendirmiştir. Dinle, donla uğraştıkları içinde 27 yıldır şampiyonluğa yoğunlaşamadılar.
Kıvılcım şart ama ne?
Şenol Güneş ölü toprağı serpilen Trabzonspor’a bir umut oldu. Öyle bir kıvılcım çaktı ki hem yönetim hem teknik heyet hem oyuncu kadrosu hem de camia bir anda rahatladı. Zaten bu rahatlıkta zaman içerisinde kupaya yelken açtı Ve finalde mutlu son... Şimdilerde kıvılcıma ihtiyaç olduğu kesin…Ama ne?
Yönetim içindeki huzursuzluğun dışa vurduğu dönemleri göstermelikte olsa geride bırakanlar şimdi kıvılcım arayışlarına başladı. Kıvılcımı şu dönem sadece alacakları oyuncu sağlayacak. Ama kim? Ronaldinho, İbrahimoviç, Kaka olmayacağına göre kim? Ya da Trabzonspor’da domino taşı etkisi yapıp bütün hücrelerini harekete geçirecek isim kim olabilir?
Bunun için ciddi arayışların olduğunu biliyorum. Biliyorum ama parasal yönden ciddi krizin olduğunu görüyorum. Sadri Şener böyle bir dönemi sessiz sedasız geçirecek bir yapıda değil. Parayı bulsa bastırıp kıvılcım etkisi yapacak oyuncuyu getirir. Para olmadığı için bunu yapamıyor ama içinde uhde olarak kaldığını da söylemek gerekir.
Şenol Güneş eski havayı artık sağlayamıyor. Taraftar değişim ve etkileşim istiyor. Bu nedenle de bekliyor. Kombineler ilgi göstermiyor. Trabzonspor’a gündeminde olan hiçbir oyuncu kıvılcım yakacak güçte ve yeterlilikte değil. İsimleri yazıp spekülasyon yapmak istemiyorum ama galiba Sadri Şener ve yönetimi sıkışınca Fatih Tekke’ye kapı açacak gibi duruyor.
Ağustos ayındaki durumu haftalardır gündeme getiriyoruz. Süper Kupa Avrupa Ligi ön eleme ve Turkcell Süper lig maçları belirleyici olacak. Bu süreçten yara alan yönetim hata yaparak maliyetinin çok üstünde oyuncu alarak hedefi şaşırtmak isteyebilir. O nedenle zamanı yayarak çözüm yoluna gidebilir. Ancak o günlerde alnının akıyla yol alabilmesi için bugün kıvılcım yapacak bir isme fazlasıyla ihtiyacı var. Kim mi? Adının dininin dilinin ırkının hiçbir önemi yok… Yeter ki kıvılcım olsun…