Geçen hafta başında arayan dostumuz Sadri Şener-İsmet Kalafatoğlu isimlerine nasıl bakıyorsun dedi. Ne yalan söyleyeyim beni çok heyecanlandırdı dedim. Sadece bizi mi heyecanlandırdı? Hayır. Sadri Şener ismi telaffuz edilince beklemeye geçen Trabzon oluşumunun desteklediği Hayrettin Hacısalihoğlu planlarını askıya aldı ve kabul ederse birlikte çalışabileceklerini ifade etti. Hiç de yabancı olmadığı, iki eski dost ve çalışma arkadaşı olan Sadri Şener ismine itiraz etmeyeceğini bir soru üzerine zaten deklere etmişti. Sadri Şener’i eskiden tanırım. Çalışma disiplini ve iş anlayışının yanında ileriyi gören, hoşgörülü, bilgili ve tecrübeli bir isimdir. Trabzonspor’a hizmeti konusunda tereddütüm yok. Ancak uzun zamandır spor camiasından uzak. Köprünün altından çooook sular aktı. Hiç bir şey eskisi gibi değil. Trabzonspor camiasında saygınlığı olan ve bunu korumayı becerebilen başkanlardandır. O nedenle delegenin kendisine olan ilgi ve saygısını burada yazacak değilim. Sadri Şener’e bu teklif gidince önce şaşırmış ve heyecanlanmış. Yıllar sonra adının telaffuz edilmesi bile onu çok gururlandırmış. Kardeşleri Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sezer Şener Komsuoğlu ve Afken Holding(Hamdi Akın’ın sahibi olduğu holding enerjiden, turizme, gayrimenkule, havaalanı işletmeciliğine kadar birçok alanda faaliyet gösteriyor.) CEO’su Dr. Sani Şener, Sadri beyin adaylık fikrine sıcak bakıyor. Yani birileri gibi aile meclisinin onayını beklemiyor!. Yeri gelmişken söyleyelim aile meclisi onayına ihtiyaç duyanların tek amacı zaman kazanıp meseleyi, kongreye kadar çetrefilli hale getirmeden usulca ve hesap vermeden çözebilmektir. Konuyu dağıtmayalım yine! Gerçekleri gören ve Trabzon’da belirli desteği arkasına alan Hayrettin Hacısalihoğlu ile istişare yapan Sadri bey, bir dönem beraber çalıştığı Bayındırlık Bakanı Faruk Özak’la görüşeyim demiş. Belli ki geniş yelpazeli destek arıyor. Hacısalihoğlu’nun yaptığı çalışmaları kaldığı yerden devam ettirip kısa zamanda istediği sonuçları elde edebilirse Şener-Hacısalihoğlu ikilisi seçime beraber gider. Şunu çok açık yüreklilikle söyleyebilirim ki Sadri bey iddialı olması ve Trabzonspor’u başarıya taşıyacağına inanmasa oturduğu yerden kalkmaz. Bu riskli dönemde seçime girme kararı verirse Sadri Şener ya yarım bıraktığı işi (İşleri nedeniyle istifa etmek zorunda kalmış ve görevi Faruk Özak devralmıştı) tamamlayacak ya da dönmemek üzere gidecek.
Yamalı donuyla dedem daha iyi yönetir!
Bir gün Nasrettin Hoca pazara giderken çocuklar etrafını sarmış. Hepsi birer düdük ısmarlamış, ama para veren olmamış. Hoca çocukların tümüne olumlu cevap vermiş:
Peki, olur! Çocuklardan yalnız biri, elinde para olduğu halde, Hoca'ya şunları söylemiş:
Şu parayla bana bir düdük getirir misin? Hoca akşama doğru pazardan dönmüş. Yolunu bekleyen çocuklar hemen Hoca'nın etrafını sararak düdüklerini istemişler. Nasrettin Hoca, cebinden bir düdük çıkarıp kendisine para veren çocuğa uzatmış. Ötekileri bağırmaya başlamışlar: Ya bizim düdükler nerede? Hoca'nın cevabı kısa ve anlamlı olmuş: Parayı veren düdüğü çalar. Trabzonspor’da kim para verdi kim düdük çaldı bilmem ama gerçeği söylemek gerekirse ortada ürkütücü tablo var. Bu tabloya göre para veren olmadığı gibi önüne gelen de düdük çalmış. Atay Aktuğ’a göre 7 milyon YTL, Nuri Albayrak’a göre de 20 milyon YTL borç ile devir anılan Trabzonspor ekonomik yönden küme düşmüş. Şu anda 67 milyon YTL borç var. Belli ki ayağını yorganına göre uzatmamışlar. Kongreye kadar ödeme gözükmüyor. Kongrenin ardındaki hafta 15 milyon YTL ödeme kapıda. Bu ödemeyi erteleme, aylara yayma gibi şans yok. Çünkü büyük oranı temettü! Konuyu dağıtıp kafanızı bulandırmadan yolumuza devam edelim. 67 milyon YTL’lik borcun dışında gelirlerde var tabiî ki. Hiç kuşku yok ki en büyük gelir oyuncu (Fatih, Eller, Marcelinho, Stepanov, Ersen Martin) satışlarından elde edilen yaklaşık 15 milyon euroluk gelir. Bu rakamı da borcun üstüne eklediğiniz zaman ortaya çıkan tablonun ne kadar dehşet verici olduğunu söylemeye gerek yok. Bu gerçekler ışığında ara transferde oyuncu alma şansınız var mı? Elbette yok. Yeni oyuncu borç demek! Eğer eldeki bir iki oyuncuyu (Hüseyin-Gökdeniz-Yattara) satıp geliriyle yenilerini almaksa düşünceniz diyecek bir şey yok! Bu borç batağında başarı nasıl sağlanacak onu da bilen yok! O nedenle havanda su dövmekten başka bir şey yapmamış gözüküyorlar. Cepte para yok en iyisini yer en iyisini içerim havasındalar. Nasrettin hoca bile parayı verene düdük alıyor. Peki siz ne yapıyorsunuz? Para veren var mı? Akşam sabah çocuklar gibi düdük benimde benim, benimde benim, ister çalar ister oynarım öyle mi? Görünen köy kılavuz istemiyor. Bu şartlar altında bırakın aday bulmayı emin olun mevcutlarda aklanıp kaçmayı planlıyor. Tabi aklanabilirlerse! Bu borç yükünün hesabı olmalı. Bu kadar borç ve ortada hiçbir değer yok. Böyle yönetimi hesap vermedikten sonra yamalı donuyla dedemde gösterir.
Bu adamlara bu kadar para nasıl verilir?
Valla bazı şeyleri aşmışız. Ya bu işleri bilmiyoruz ya da bizimle dalga geçiyorlar. Öyle transfer politikası izlenmiş ki evlere şenlik. Genel hatlarıyla birkaç örnek verip bazı noktalara temas etmeden geçemeyeceğiz. Trabzonspor’u sırtlayan Gökdeniz en çok para alması gereken oyuncu ve de alıyor. Ondan sonra en çok parayı kim alıyor dersiniz? Musampa!. Evet yanlış okumadınız Kiki Musampa. Tahmini rakamı da Gökdeniz’le atbaşı. Bu ikilinin dışındaki oyunculara bakınca insanın kafası iyice karışıyor. Düşünsenize Çağdaş aldığı parayla ilk beş içerisinde! Risp ve Celaleddin’de hakeza öyle. Ayman, Ceyhun, Serkan ve Umut bu isimlerle aynı ya da çok az farkla takip ediyor. Son içerisinde olanlardan bir tanesi de ikinci kaptan Tolga Zengin. Soyadı gibi her halde gönlü zengin yoksa aldığı paraya piyasa da bakan olmaz! Onun aldığı rakam Çağdaş’ın aldığının beşte biri. Yanlış okumadınız rakamla da yazayım 1/5!i. Olacak şey mi bu. Bu takımda hiçbir işe yaramadığını düşünülen öyle oyuncular var ki yılda 15 milyon YTL para alıyorlar. Valla ne kadar güzel! Gecesini gündüzüne katıp aç açıkta durup çocuklarına bakabilmek için asgari ücretli çalışan bir işçinin eline 420 YTL geçiyor ve günde 10-12 saat çalışıyor. Bir de işe girmek için torpil arıyor. Çoğununda aylarca sigortası yapılmıyor. Peki bu bizim büyük topçular kimden torpilli dersiniz. Milyonlarca YTL’yi cebe indirip yan gelip yatanları kim aldırdı dersiniz? O da hesap vermeden giden ve büyük tevazu yapıp alacakları primleri kulüp personeline bırakan Ziya Doğan. Öyle bir toplum olmuşuz ki hesap yok kitap yok. Ziya Doğan’ın kulübe maliyetini şimdi anlayan var mı? Seçilecek olan yönetimin ilk yapacağı şey bu işe yaramaz milyonluk yatak ağalarını kulüpten uzaklaştırmak olmalıdır. Bu adamlara verilen para helal değildir. Hoş kim helal kim haramı hesap ediyor ki. Gelsin paralar gitsin!…