Teknoloji, arkadaşlığı dolayısıyla paylaşmayı engelliyor.!
Türkiye’de en önemli sorun takım kaptanlığıyla ilgilidir her halde. Çok aktif, sosyal ve gerektiğinde takımı toparlayacak, bir arada tutacak kaptan yetişmiyor. Bu biraz karakter biraz da teknoloji meselesi. Yabancı oyuncu sayısındaki artış nedeniyle takımda aynı dili konuşmak ve anlaşmak çok zorlaştı. Kamplarda ya da seyahatlerde dikkat edin oyuncular yalnız başına kalmak istiyor. Ya bilgisayarda oyun oynuyor ya da arkadaşları chatleşiyor. Üç arkadaşı yan yana görmek mucize dördünü görmek ise mümkün olmuyor. Bunu temel sebebi teknolojinin hayatımızdaki yeridir. Tabi birde buna kaptanın A-sosyal olması eklenince kamplar çekilmez oluyor ve takımdaşlık üst düzeye çıkmıyor. Bu konuda her takım sıkıntı yaşıyor. Trabzonspor yönetimi bir karar almalı ve “arkadaşlık ve paylaşmanın” geliştirilmesi için oyuncuları belirli saatlerde bir arada tutacak aktiviteler yapmalı. Mesela dinlenme saatleri dışında küçük takımlar halinde bilardo, masa tenisi, langırt turnuvaları düzenlemek. Bir diğeri de satranç, dama ve kâğıt oyunları. Bu aktiviteler kesinlikle ödüllü olmalı. Bu aktivitelere zaman zaman teknik heyette dahil edilmeli ve takım içerisindeki arkadaşlık ve paylaşma en üst düzeye çıkartılmalı. Asbaşkan Hayrettin Hacısalihoğlu’nun cin fikirli olduğunu bildiğim için en kısa zamanda harekete geçeceğini düşünüyorum. Yoksa bilgisayar topçusu düşüncesiyle saha dışında yakalanamayan paylaşma ve arkadaşlık saha içine de yansıtılamaz. Öyle değil mi? Çok güzel sözle bitirelim “her şeyin yenisi dostun eskisi aranır.” Dostluklarda ayrıntılarla kazanılıyor haberiniz olsun.
Hüseyin ne yapsa yaranamıyor galiba..!
Yıllardır oynadığı futbol ve aldığı paralar nedeniyle eleştirilen Hüseyin ne gariptir ki eleştirildiği Trabzonspor’da ve takım kaptanlığını yapıyor. Çok sosyal olmasa da çok iyi bir insan olduğunu bildiğim Hüseyin bu sezon başında kaldığı yaklaşım nedeniyle ciddi şekilde üzülmüş ve kalbi kırılmıştı. İlk kez başkan düzeyinde kaptanlığı tartışılmaya açılmış ve “Bizim kaptanımız en az iki dil bilecek” denilerek rencide edilmiştir. Sonra aldığı paranın fazla olduğu gerekçesiyle deyim yerindeyse “yem” olarak toplumun önüne atılmıştır. Buna da aldırış etmemiş “Trabzonsporluyum diyerek” alınacak olan karara saygı göstermiştir. Sonunda da satılması için gerekli her türlü çalışma yapılmıştır. Hatta dağdaki kurda kuşa haber salınarak piyasasının oluşturulması istenmiştir. Bütün bunlara aldırış etmeden sadece işini yapmaya özen göstermiştir. Çok fazla konuşarak hem kendini hem yönetimi hem de kulübü zor durumda bırakmamıştır. Şimdilerde de takımın en fazla mücadele eden oyuncusu olarak dikkat çekiyor. İyi ya da kötü oynaması tartışılabilir. Bu konuda en acımasız eleştirileri “el freni” lakabı kendisine takarak biz yapmışızdır. Ancak yiğidin hakkını yiğide teslim etmek lazım. Bunca eleştiriden sonra ayakta kalmak ve takımın başında sahaya çıkmak gerçekten büyük yürük, cesaret ve adamlık ister. Başkalarını bilmem ama bunların hepsi Hüseyin’de var.
golgekalem61@hotmail.com